Dolar 49,1623
Euro 55,0476
Altın 6.560,92
BİST 12.270,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 23°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
23°C
Az Bulutlu
Sal 21°C
Çar 22°C
Per 24°C
Cum 25°C

FUTBOLUN DA TADI KAÇTI…

5 Ekim 2026 11:55
58

Türkiye bir süredir peş peşe sarsıcı gündemlerle yatıp kalkıyor. Fon soruşturması, gözaltılar, tutuklamalar, el konulan şirketler, mağduriyet iddiaları ve piyasadaki büyük hareketlilik derken, toplumun dikkatini bir başka büyük operasyon çekti; Türk futbolundaki bahis ve hakem soruşturması…

Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve bazı hakemlerin gözaltına alınması, ardından gelen tutuklamalar, bahis iddiaları, ortaya çıkan ses kayıtları ve futbol dünyasındaki tartışmalar, zaten uzun zamandır var olan bir güvensizliği yeniden gündeme taşıdı.

Bir zamanlar bizi aynı golde buluşturan futbol, bugün bahis, para, siyaset ve ayrışmanın gölgesinde güven duygusunu kaybediyor. Ben ise bu tartışmaya biraz daha geriden bakmak istiyorum. Çünkü mesele yalnızca bahis değil. Mesele yalnızca hakem değil. Mesele yalnızca federasyon da değil. Asıl mesele, milyonlarca insanın ortak heyecanı olan futbolun güven duygusunu kaybetmesi. Ve belki de daha tehlikelisi, futbolun da toplumdaki ayrışmanın yeni sahnesine dönüşmesi…

FUTBOL ARTIK SADECE FUTBOL DEĞİL

Ben sporu dışarıdan seyreden biri değilim. Yaklaşık 20 yıl basketbol ve hentbol oynadım. Atletizm yaptım. Öğrenciler çalıştırdım. Basketbolda onlarca öğrencinin yetişmesine katkıda bulundum. Dolayısıyla sporun ne olduğunu, insana ne verdiğini bilenlerdenim.

Spor; rekabetti.

Heyecandı.

Arkadaşlıktı.

Kazanmak kadar kaybetmeyi de kabullenmekti.

Ve en önemlisi, adil olduğuna inanılan bir oyundu.

Ben aynı zamanda yıllarca koyu bir Galatasaray taraftarıydım. Maç günü başka bir heyecan yaşardık. Stada giderdik. Tribünde bağırırdık. Bazen hakeme kızardık, bazen rakibe… Ama bütün bunların üzerinde bir şey vardı; oyunun gerçekten oyun olduğuna dair inanç. Bugün o duygu giderek zayıflıyor.

Bahis, büyük paralar, menajerlik ilişkileri, kulüp içi mücadeleler, yönetim kavgaları, siyasi tartışmalar, mafya ve çete iddiaları derken futbolun etrafında o kadar çok başka hesap oluştu ki insan ister istemez soruyor; biz artık futbol mu izliyoruz, yoksa futbolun arkasındaki hesapları mı izliyoruz?

Teknoloji geliştikçe bahis piyasaları da büyüdü. Para büyüdükçe risk büyüdü. Risk büyüdükçe oyunun doğal dengesi daha fazla tehdit altında kaldı. Bugün hakemlerin, yöneticilerin ve futbolun farklı aktörlerinin bahis soruşturmalarıyla gündeme gelmesi, aslında uzun zamandır biriken güvensizliğin ne kadar derinleştiğini gösteriyor.

Geçmişte de tartışmalı kararlar vardı.

Geçmişte de hakem hataları vardı.

Geçmişte de kulüpler federasyondan şikâyet ederdi.

Ama bugün mesele çok daha büyük. Çünkü artık insanlar sadece ‘Hakem yanlış karar verdi’ demiyor. ‘Acaba başka bir hesap mı vardı?’ diye soruyor. İşte futbol açısından asıl tehlike burada başlıyor. Bir oyunun sonucuna duyulan inanç ortadan kalkarsa, o oyun da anlamını kaybetmeye başlar.

Ben bugün maçların çoğunu izlemiyorum. Skoruna bakıyorum. Yıllarca basın kartıyla Türkiye’nin dört bir yanında maç izleyebilecek durumda olan bir gazeteci olarak bunu söylüyorum. Stada gitmekten, maç izlemekten eskisi kadar zevk almıyorum. Bu, sadece benim kişisel meselem değil. Bence futbolun kendisi açısından ciddi bir alarmdır.

TAKIMIMIZ DEĞİL, ÜLKEMİZ VAR

Bir başka tehlike ise çok daha büyük. Futboldaki her krizin ardından taraftarların birbirine karşı kışkırtılması…

‘Bize haksızlık yapılıyor.’

‘Onların takımı kollanıyor.’

‘Hakemler bizi doğramaya devam ediyor.’

‘Federasyon onların tarafında.’

Fenerbahçeli böyle düşünüyor. Galatasaraylı başka türlü düşünüyor. Beşiktaşlı kendisine yapılan haksızlığı anlatıyor. Trabzonsporlu başka bir dosyayı önümüze koyuyor. Ve böylece aynı ülkenin insanları, aynı oyunun tribünlerinde birbirlerine yabancılaştırılıyor. Oysa futbolun en büyük gücü tam tersiydi.

Birleştirmek.

Aynı golde milyonlarca insanı ayağa kaldırmak…

Aynı milli forma altında farklı düşüncelere sahip insanları yan yana getirmek…

Aynı marşta, aynı heyecanda buluşturmak…

Şimdi bundan geriye ne kaldı? Milli takımın bile siyasi tartışmaların gölgesinden kurtulamaması çok daha ağır bir tablo ortaya çıkarıyor. Milli forma, herhangi bir siyasi görüşün, herhangi bir grubun, herhangi bir çevrenin forması değildir. Milli takım hepimizindir. Futbol Federasyonu da öyle. Hakem de öyle. Stadyum da öyle. Çünkü mesele artık ‘Sen hangi takımı tutuyorsun?’ meselesi değildir. Mesele; bu oyuna hâlâ güveniyor musun?

Türkiye Futbol Federasyonu’nun başkanlığına ilişkin başka ülkelerdeki örneklere baktığımızda da önemli bir fark görüyoruz.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun biyografisinde eğitim durumu ilkokul mezunu olarak yer alıyor.

Almanya Futbol Federasyonu Başkanı Bernd Neuendorf ise Bonn ve Oxford’da tarih, siyaset bilimi ve sosyoloji eğitimi almış, gazetecilik yapmış ve daha sonra kamu yönetiminde üst düzey görevlerde bulunmuş bir isim.

Fransa Futbol Federasyonu Başkanı Philippe Diallo ise hukuk eğitiminin ardından Sciences Po’da öğrenim görmüş ve uzun yıllar profesyonel futbol kulüpleri örgütünde yöneticilik yapmış bir isim.

Buradan ‘Üniversite mezunu olan iyi yönetir, olmayan yönetemez’ gibi basit bir sonuç çıkarmıyorum. Mesele diploma değil. Mesele liyakat, kurumsallık, şeffaflık, spor yönetimi bilgisi ve güvenilir kurumlar oluşturabilmek.

Çünkü artık futbol, sadece topun peşinden koşulan bir alan değil. Milyarlarca liralık ve milyarlarca dolarlık ekonomik büyüklüğü olan, uluslararası itibarı etkileyen dev bir sektör.

Bu kadar büyük bir alanın yönetimi de kişisel ilişkiler, kulüp aidiyetleri ve günlük siyasi tartışmaların çok üzerinde bir kurumsal akıl gerektiriyor. Bugün Türkiye’de futbolun en çok ihtiyacı olan şey de galiba budur; güven.

Fon soruşturmasının ardından futbolda başlayan operasyonun zamanlaması konusunda elbette çeşitli yorumlar yapılacaktır. İki olayın peş peşe gelmesi, ‘Bir gündem diğerinin önüne mi geçiriliyor?’ sorusunu da beraberinde getirebilir. Ama bunun cevabını bugünden vermek gazetecilik olmaz. Bunun yerine daha önemli bir soru sormak gerekir; Türkiye’de hangi alanda olursa olsun, gerçek sorunların üzerini başka gündemlerle örtmek yerine bütün kurumları aynı şeffaflıkla temizleyebilecek miyiz?

Çünkü futbolu temizlemek, sadece birkaç hakemi veya yöneticiyi soruşturmakla bitmez. Futbolu temizlemek;

Bahis ilişkilerini,

Para trafiğini,

Çıkar çatışmalarını,

Hakem atamalarını,

Kulüp-federasyon ilişkilerini,

Menajerlik sistemini,

Taraftar gruplarının siyasallaşmasını ve en önemlisi kurumlara duyulan güveni yeniden düzenlemek demektir.

Yoksa bugün bir operasyon yapılır, yarın başka bir operasyon gelir. İsimler değişir. Dosyalar değişir. Ama güvensizlik kalır. Ben yıllarca spor yaptım. Çocukların sahaya çıkarken gözlerindeki heyecanı gördüm. Bir basketbolcunun son saniyede attığı basketin sevincini, kaybedilen maçtan sonra arkadaşının omzuna elini koymanın ne demek olduğunu biliyorum. Sporun özünde bu vardı.

Temiz rekabet.

Eşitlik.

Emek.

Fair-play.

Şimdi yapılması gereken, futbolu yeniden bu değerlere döndürmek. Çünkü bizim takımımızdan önce bir ülkemiz var. Fenerbahçe’den, Galatasaray’dan, Beşiktaş’tan, Trabzonspor’dan önce ülkemiz var. Ve ülkemizin dünyadaki itibarı da, futbolunun itibarı da hepimizin ortak meselesi.

Ben artık maç izlemiyorsam, bunun nedenini kendime çok soruyorum. Belki de cevap çok basit; çünkü oyunun sonucundan önce oyunun kendisine inanmak istiyorum. Futbol bize bunu yeniden verebilirse, tribünler de yeniden dolar, milli heyecan da yeniden doğar. Ama önce oyunun gerçekten oyun olduğuna yeniden inanmak gerekiyor.

Sevgiyle kalın.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.