Dolar 47,1986
Euro 53,8767
Altın 6.185,08
BİST 13.974,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 39°C
Açık
Diyarbakır
39°C
Açık
Sal 40°C
Çar 41°C
Per 40°C
Cum 39°C

Diyarbakır “Bu” Mudur?

21 Temmuz 2026 18:17
56

   Şanlıurfalı ünlü ses sanatkârı Hamza Şenses’in kızının Diyarbakır’daki babasına hitaben yazdığı mektuptaki satırlarda dile getirilen ve daha sonra bestelenerek dilden dile gönülden gönüle dolaşan bir türkü olan bu sözlerdeki gibi; Diyarbakır gerçekten bu mudur?

   Gün geçmiyor ki bir şiddet haberi duymayalım.

   Gün geçmiyor ki trafikte bir kazaya ya da bir tartışmaya tanıklık etmeyelim…

   İnsan eliyle kontrolsüz bir şekilde çıkartılan anız yangınlarına ne demeli?

   Ya cinayetler?

        Son zamanlarda Diyarbakır’da en çok dikkatimi çeken, öfkesine hâkim olamayan insanlarca hiç de arzu edilmeyen sonuçlara yol açan ve adına “kontrolsüz öfke patlaması” da diyebileceğimiz vahim olayların sayısının giderek daha da artması…

       Tabi ki tüm duygular, insan olmanın gereği…

   Öfke de öyle.

   Ancak unutmamamız gerekir ki, öfke hiçbir derdimize çare hiçbir yaramıza merhem olamaz. Aksine bizde daha beter onulmaz yaralara, dermansız dertlere yol açar.

   Evrensel olarak kabul gören 6 insani duygu vardır: Mutluluk, şaşkınlık, öfke, korku, tiksinme ve üzüntü.

   Adı üstünde; insan olan herkesin ırk, dil, din ayırt etmeksizin yaşadığı bu duygular çok yoğun olarak yaşandığında beraberinde başka duyguları da tatmamıza neden olabilirler.

      Bize düşen de tüm bu duyguların insan olmanın bir gereği olduğunu bilmek ve ona göre davranmaktır.

   Örneğin öfke kontrolünü öğrenmeliyiz.

   Bizi kızdıran öfkeden deliye döndüren şeyin her ne olursa olsun, geçici olduğunu asla aklımızdan çıkarmadan; derin bir nefes alıp sakinleşmeyi denemeliyiz.

   Belimizdeki silaha değil, yüreğimizdeki insan sevgisine güvenelim ve ona kulak verelim.

   Silah demişken; bireysel silahlanmanın giderek arttığı Diyarbakır’da eğer gerçekten önlem alınmazsa, daha da vahim olaylara doğru sürüklenmemizin önüne kimse geçemez.

   Bir vatandaş olarak söylüyorum; Diyarbakır’da bireysel silahlanma bu kadar kolay olmamalı.

   Ruhsatlı silah almak isteyenlerin sayısındaki artış, belindeki silahı göstere göstere her yerde gezenlerden belli değil mi? Bu bir güç gösterisine dönüşmüş durumda. Oysa silah, bize güvenlik sağlamaktan daha ziyade kendi güvenliğimizin düşmanı bile olabilir.

   Delikanlılık belinde taşıdığın silah değil bedeninde taşıdığın yürektedir demişler.

   Biliyorum sen, yüreği güzel insanlar diyarısın Diyarbakır.

   Öfkelenmek sana hiç yakışmıyor…

   Öfkelen ama sevginde zengin ol, öfkende fakir!

   ”Her öfke krizi bir yaşlılık darbesi, her tebessüm ise gençlik aşısıdır.” Der bir Çin atasözü…

   Unutmayalım ki; “gençlik” sadece yaşla ilgili değil, içimizdeki neşeyle koruyabileceğiniz bir hazinedir. Bu hazineye sahip çıkalım ve Diyarbakır’ı “Mutlu İnsanlar” kenti yapalım, çünkü Diyarbakır bu değil!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.