Dolar 48,9821
Euro 55,7624
Altın 6.570,31
BİST 12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 30°C
Parçalı Bulutlu
Diyarbakır
30°C
Parçalı Bulutlu
Sal 27°C
Çar 28°C
Per 24°C
Cum 25°C

VAN GÖLÜ’NÜ BİTİRİRSEK, VAN DA BİTER…

28 Eylül 2026 11:46
52

Uzun bir aradan sonra yeniden yazıyorum. Abimin vefatı nedeniyle bir süredir köşeme ara vermiştim. İnsan bazı zamanlarda eline kalem almak istemiyor. Söylenecek çok söz oluyor ama insanın içinden yazmak gelmiyor.

Sonra düşündüm…

Yeniden yazmaya başlayacaksam, Van’ı yazmalıyım. Van’ın en büyük değerini yazmalıyım. Çocukluğumuzun mavisini, gençliğimizin kıyılarını, yaz akşamlarının serinliğini, güneşin gölün üzerine bıraktığı o eşsiz ışığı…

Van Gölü’nü yazmalıyım.

Ama bu kez mavisini övmek için değil. Mavisini kaybetmekte olduğumuzu söylemek için. Çünkü Van Gölü artık yalnızca bir doğa harikası değil, aynı zamanda bizim vicdanımızın aynasıdır. Ve o aynaya baktığımızda hiç de hoş bir görüntü görmüyoruz.

Van Gölü, Türkiye’nin en büyük gölüdür. Yaklaşık 3 bin 713 kilometrekarelik yüzölçümüyle devasa bir su kütlesidir. Dünyanın en büyük sodalı gölüdür. Aynı zamanda kapalı bir havzadır. Yani gölün dışarıya akışı yoktur. Bu çok önemli. Çünkü göle bıraktığınız atığın, göle taşıdığınız kirliliğin denize ulaşıp kaybolma şansı yoktur. Göl, içine ne giriyorsa onu taşımak zorundadır. Biz ne verirsek onu biriktirir.

Kirli suyu da…

Atığı da…

Kimyasalı da…

Çöpü de…

Ve yıllar sonra bunun bedelini yine bize ödetir. Van Gölü’nün etrafında Van ve Bitlis sınırları içerisinde onlarca yerleşim yeri bulunuyor. Erciş’ten Adilcevaz’a, Ahlat’tan Tatvan’a, Gevaş’tan Edremit’e, Van merkezden kıyıdaki diğer yerleşimlere kadar geniş bir yaşam alanından söz ediyoruz. Bütün bu yerleşimlerin atık suyu, yağmur suyu, tarımsal akışı, dereleri ve çevresel baskısı bir şekilde bu kapalı havzanın hesabına yazılıyor. İşte asıl tehlike burada.

MAVİYİ KAYBEDERKEN SEYREDİYORUZ

Yerel medyada son dönemde Erciş çevresindeki bazı dereler ve su kanalları üzerinden Van Gölü’ne ulaşan kirli sulara ilişkin haberleri okuyoruz. Gölün bazı noktalarında su rengindeki değişimler de artık vatandaşın gözünden kaçmıyor. Mollakasım’a gittiğinizde, Ayanıs’a gittiğinizde, Amik taraflarına uzandığınızda bunu zaten görüyorsunuz.

Ben de yakın zamanda Mollakasım tarafında suyun yüzeyinde sarıya çalan bir görüntü gördüm. ‘Evsel atıklar geliyor’ denildi. Bu doğru mudur, hangi kaynaktan gelmektedir, laboratuvar sonuçları nedir? Bunları yetkililerin açıklaması gerekir. Çünkü çevre konusunda kanaat yetmez.

Ölçüm gerekir.

Analiz gerekir.

Denetim gerekir.

Şeffaflık gerekir.

Ama bir şeyi de artık kimse inkâr edemez; Van Gölü’nün kıyılarında çevresel baskı giderek artıyor. Bunu anlamak için uzman olmaya gerek yok. Çocukluğumuzda Van’ın birçok noktasında göle girerdik. Bugün ise temiz bir kıyı bulmak için Mollakasım’a, Ayanıs’a, Amik’e doğru gidiyoruz. Öte tarafta Gevaş’a kadar uzanıyoruz. Edremit’te, geçmişte göle girdiğimiz birçok noktada bugün aynı rahatlıkla suya girmek mümkün değil.

Bu yalnızca nostalji değildir. Bu, bir şeylerin değiştiğinin göstergesidir. Ve değişen yalnızca suyun rengi değildir.

Kıyı değişiyor.

Habitat değişiyor.

Kuşların yaşam alanları değişiyor.

Sazlıklar azalıyor.

Yapılaşma kıyıya doğru ilerliyor.

Sit alanı olması gereken yerler tartışmalı biçimde yapılaşmanın baskısı altında kalıyor.

Parsel parsel satış yapıldığına ilişkin iddialar konuşuluyor.

Bazı kişilerin yıllar önce aldıkları arazileri birkaç yıl sonra çok daha yüksek bedellerle sattıkları anlatılıyor.

Bunların hangisi doğrudur, hangisi değildir bilmiyorum. Zaten gazetecinin görevi de duyduğu her iddiayı gerçek diye yazmak değildir. Ama kamuoyunda bu kadar çok iddia konuşuluyorsa yapılması gereken şey bellidir; belgeleri ortaya koymak, araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmek. Çünkü Van Gölü’nün kıyısı kimsenin özel mülkü değildir. Van Gölü hepimizindir. Ve hepimizin olan bir değerin geleceği birkaç kişinin kısa vadeli kazancına bırakılamaz. Daha doğrusu bırakılmamalıdır.

Burada bir başka mesele daha var. Van Gölü’nü korumak yalnızca arıtma tesisi yapmak değildir. Arıtma tesisi elbette şart. Hem de kâğıt üzerinde değil, gerçekten çalışan, kapasitesi yeterli, sürekli denetlenen tesisler gerekiyor.

Van’da olması yetmez.

Erciş’te olması yetmez.

Ahlat’ta olması yetmez.

Tatvan’da olması yetmez.

Bir yerdeki eksikliği diğer yer telafi edemez.

Çünkü Van Gölü bir bütündür.

Havza bir bütündür.

Bir ilçenin kanalizasyonu diğer ilçenin sorunu değilmiş gibi davranamazsınız. Bir derenin kirliliğini ‘bizim sınırımızdan çıktı’ diyerek geçiştiremezsiniz. Çünkü sonunda hepsi aynı göle gider. Ve gölün hafızası vardır.

BÜROKRAT GİDER, VAN GÖLÜ KALIR

Van Gölü meselesinde yıllardır çok şey söylendi. Toplantılar yapıldı. Komisyonlar kuruldu. Eylem planları hazırlandı. Raporlar yazıldı. Koordinasyon toplantıları gerçekleştirildi. Nitekim 2025 yılında yapılan Van Gölü Havza Koruma Eylem Planı toplantısında da atıksu arıtma tesisleri, dip tarama çalışmaları ve arıtma çamurlarının yönetimi gibi başlıklar ele alındı. Demek ki sorun devletin de önünde.

Peki sonuç?

Asıl sorumuz bu.

Çünkü artık toplantıdan çok sonuç görmek istiyoruz. Van Gölü’nü koruyacak ciddi, ölçülebilir, denetlenebilir bir sistem istiyoruz. Ve bunu yalnızca Ankara’dan beklemek de doğru değil. Bu şehirde yaşayan insanların da sorumluluğu var. Bürokratlar gelir, görev yapar, gider.

Valiler değişir.

Belediye başkanları değişir.

Müdürler değişir.

Milletvekilleri değişir.

Siyasi iktidarlar değişir.

Ama Van Gölü burada kalır.

Asıl mesele de budur. Ben yıllardır şunu görüyorum; Bu şehre gelen bazı yöneticiler Van Gölü’nün güzelliğini anlatıyor. Fotoğraf çektiriyor. Açıklama yapıyor. Proje açıklıyor. Sonra başka bir göreve gidiyor. Van Gölü ise burada kalıyor. Biz de her gelen yöneticiden aynı şeyleri dinliyoruz. Artık söz değil, sonuç istiyoruz. Çünkü Van Gölü bir seçim dönemi projesi değildir. Bir bürokratın kariyer dosyasına yazılacak başarı hanesi hiç değildir. Bir siyasi partinin propaganda malzemesi de değildir. Van Gölü, Van’ın kendisidir.

Geçenlerde çocukluk arkadaşımla telefonda konuşurken söylediği bir cümle bu nedenle aklıma takıldı. Aynı sokaklarda büyüdük. Aynı sahalarda top oynadık. Aynı kulüpte basketbol oynadık. Bugün siyasetin içinde olan arkadaşım bana bir bakanın Van’a gelişini anlattı. Onun aktardığına göre bakan, çevre yolunu ve kentin göl kıyısındaki yapılaşmasını gördükten sonra şu değerlendirmeyi yapmış; ‘Siz zaten Van Gölü’nü bitirmişsiniz.’  İşte bu cümlenin kendisi insanı düşündürüyor. Çünkü gerçekten de biz Van Gölü’nü korumak yerine zaman zaman gölün üzerine daha fazla yük bindirdik.

Sahil yolu yaptık.

Kıyıya daha fazla yapı taşıdık.

Kıyıyı daha fazla betonlaştırdık.

Yerleşimi göle yaklaştırdık.

Sonra da ‘Van Gölü neden kirleniyor?’ diye şaşırdık.

Oysa cevap gözümüzün önünde. Gölün çevresini ne kadar yoğunlaştırırsanız gölün üzerindeki baskıyı da o kadar artırırsınız. Dünyanın başka yerlerinde de göller kirleniyor. Ama önemli olan kirliliğin hiç yaşanmaması değil yalnızca. Önemli olan, kirliliği gördüğünüz anda sistem kurup müdahale edebilmek.

İngiltere’deki Windermere bunun güncel örneklerinden biri. Orada da kanalizasyon, atıksu, yağmur taşkınları, tarımsal akış ve özel arıtma sistemleri gölün su kalitesi açısından sorun oluşturuyor. Fakat çözüm için yalnızca ‘gölü temizleyelim’ denilmiyor.

Arıtma tesisleri yenileniyor.

Fosfor yükü azaltılıyor.

Özel atık sistemleri denetleniyor.

Taşkınlardan gelen kirlilik izleniyor.

Su kalitesi düzenli ölçülüyor.

 Kamu kurumları, yerel yönetimler, bilim insanları, sivil toplum ve yöre halkı birlikte çalışıyor. Yani göl korunuyor. Çünkü gölü korumak, yalnızca gölün suyunu temizlemek değildir. Gölü besleyen bütün havzayı korumaktır. Bizim de artık tam olarak bunu yapmamız gerekiyor.

Van Gölü Havza Koruma Eylem Planı’nı rafta duran bir belge olmaktan çıkarıp sahada çalışan bir sisteme dönüştürmek gerekiyor.

Her ilçenin atıksu altyapısı ayrı ayrı denetlenmeli.

Arıtma tesislerinin gerçek kapasitesi ve fiilî çalışma durumu kamuoyuna açıklanmalı.

Derelerin göle giriş noktaları sürekli izlenmeli.

Kıyı boyunca düzenli su kalite ölçümleri yapılmalı.

Sonuçlar vatandaşın anlayabileceği biçimde internet üzerinden yayımlanmalı.

Kaçak deşarj varsa kim yapıyorsa tespit edilmeli ve yaptırım uygulanmalı.

Kıyıdaki yeni yapılaşma konusunda çok daha sıkı bir denetim getirilmeli.

Sazlıklar, kuş alanları ve doğal habitatlar korunmalı.

Tarım alanlarından göle taşınan kimyasallar da ayrıca izlenmeli.

Ve en önemlisi; Van Gölü’nün etrafındaki bütün yerleşimler aynı havzanın parçası olduklarını kabul etmeli.

Çünkü gölün Van tarafı ile Bitlis tarafı yok. Erciş tarafı ile Tatvan tarafı yok. Ahlat tarafı ile Gevaş tarafı yok. Tek bir Van Gölü var. Tek bir havza var. Tek bir gelecek var.

Sivil toplumun da yeniden ayağa kalkması gerekiyor. Çünkü yıllardır Van Gölü konusunda konuşan, dava açan, araştıran, ses yükselten insanlar oldu. Bugün o sesin daha güçlü çıkması gerekiyor. Çevre örgütleri, meslek odaları, üniversiteler, belediyeler, gazeteciler ve vatandaşlar bir araya gelmeli. Çünkü bu iş yalnızca devletin işi değildir. Ama devletin de bu işin dışında kalması mümkün değildir.

Denetim devletin görevidir.

Arıtma altyapısı kamu görevidir.

Kaçak yapılaşmayı önlemek kamu görevidir.

Çevre hukukunu uygulamak kamu görevidir.

Vatandaşın görevi ise sahip çıkmaktır.

Ve biz galiba en çok bunu unuttuk. Sahip çıkmayı…

Çocukluğumuzun Van’ına, gölümüze, kıyımıza, kuşumuza, sazlığımıza…

Bir gün çocuklarımız bize, ‘Baba, dede… Van Gölü neden eskisi gibi mavi değil?’ diye sorarsa ne diyeceğiz? ‘Bilmiyorduk’ mu? Hayır.

Biliyorduk.

Gördük.

Yazdık.

Konuşuldu.

Uyarıldık.

Ama zamanında gereğini yapmadık. İşte asıl korkmamız gereken budur. Çünkü Van Gölü bir gün gerçekten kaybolursa yalnızca bir gölü kaybetmiş olmayacağız. Van’ın iklimini, turizmini, ekonomisini, kuşlarını, balığını, kıyılarını, çocukluk anılarımızı ve bu şehrin ruhunun önemli bir bölümünü de kaybedeceğiz.

Belki de daha acısı şu olacak; Gölü biz öldürmüş olacağız.

O yüzden artık şu cümleyi herkesin önüne koymanın zamanı geldi; Van Gölü’nü kurtarmak için gölün kendisini değil, önce kendimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Çünkü Van Gölü yok olursa…

Van da eksilir.

Hem de bir daha yerine konulamayacak kadar.

Sevgiyle kalın.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.